Copyright 2010 Club-E. All Rights Reserved.
Snowblind by Themes by bavotasan.com.
Blogger Templates by Blogger Template Place | supported by One-4-All
eVo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eVo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben sabah kahvaltılarını çok severim mesela, kalabalık olsun sıcak olsun, uzun sürsün sohbet olsun
Peynirle reçeli birlikte yemeyi de çok severim
Dostlarımla kahve içmeyi çok severım bir de; uzun uzun konusup anlamlı anlamsız gülerek
Yağan kar ı izlmeyi severim camdan, lapa lapa yağışını yeri göğü boyayışını
Güzel bir filmin içine girmeyi severim her şeyi herkesi çözmüsüm edasıyla izlemeyi
Oyun oynarken kazanmayı severim, kazanmanın verdiği şımarıklığı
Eve gelince demlediğim nefis çayı severim başımını ağırlığını yavaş yavaş alışını
Soğuk havalarda güneşi severim umut verişini
Hala sevdiğim bir şeyi pişirdiğinde bana haber veren hallerini severim annemin
Teknolojik aletleri kurcalayıp çözmeyi severim, kendimi akıllı zannettiğim ruh halimi
Sevdiğim insanlarla şakalaşmayı ve onların bundan zevk alan yüzlerini, sözlerini severim
yalnızlığımı unutturan
Ama ben en çok seni sevmeyi severim, benliğimi ortaya koyan..
Seninle öğrendiğim hallerimi severim, senin hallerinle oluşan..
Continue Reading
"Karlar ülkesinin kapısında ayakkabılarımı çıkarmak zorundaydım, o beyazlığı ayağımın altındaki çamurla kirletemezdim...çorabımı dahi çıkardım,ilk adımımı hatırlıyorum,çok soğuktu o soğuğu hissettikçe yüzümdeki gülümseme de büyüyordu, elbette bir süre sonra adım atamaz hale geleceğimi biliyordum, ama bunu çok düşünemeyecek kadar mutluydum...."
- ışıklara az kaldı..yürümeye devam etmelisin, dedi ben
Continue Reading
Bunları yazarken cam masanın soğukluğu kollarıma değiyor, içimi bir üşüme aldı, hep bu masanın yüzünden, sevdiremedi bana kendini işini yapıyor aslında ama soğuk işte..
Sokaktan gelen seslerin içinden çamaşır makinesinin sesini duyuyorum böğürüyor sanki, o sesleri çıkartırken dönen ağzını düşünüyorum, kirli çamaşırların sesi gibi geliyor, midemi bulandırıyor.
Ezan okunmaya başladı, sabah ezanının sesinden başkasını sevmiyorum, bu kadar sesin içinde bir şey hissetirmiyor bana, maaşlı saat alarmları..
Apartmanın içinden kapı önünde birbirine bir türlü veda edemeyen kadınların sesi geliyor, telefon çalmaya başladı, kimin aradığı umrum değil, neden arıyor ? neden dört kez çaldırdıktan sonra açmadığım halde ısrar ediyor? onunla konuşmaktan daha önemli bir şey yapmadığımı nereden biliyor?
Müzik bile çok tok olan birine ikram edilen tatlı gibi şimdi,hızlıca kapatıyorum..
Çok konuşuyorum, ben sustum.
Continue Reading
Continue Readingİnsan ömrü boyunca kırdıkça oynamaya devam edebildiği kaç tane oyuncağa sahip olabilir ki ?
Çok acımasız bir çizgi vardır hiçbir şeyin fark etmediği tam da o noktada önemini yitirir her şey, tüm zevklerin, amaçların, tüm güzellikler acıyan gözlerle bakarsın dünyaya sonunu gören falcı misali, şaşırmamaya başlamakla başlar insanların hallerine, normalleşmeye başlar tüm garipsemelerin, gittikçe mimiklerin sadeleşir, her açısını ölçmeyi bırakırsın dünyanın, "ammaaaan" sesi artmaya başlar içindeki, heyecanlarını kaybettiğini anlamak en acınası olanıdır, doyumsuz bir kanaatkarlıktır yaşadığın ...
Eskiden bilim kurgu filmlerini sevmiyordum, romantik, iyi niyetli, koskocaman, insani hayalleri olan bir genç kızken bana çok uzaktı o tarz filmler, bu dünyayla işim bittiğinden midir bilinmez şimdilerde çok cazipler.
Sarılık gibi olduk
Yolların uzunluğu,sonsuz gibi ama sonlu.
Saçma sapan yerlerdeki çıkmaz sokaklar,
Yanmayan sokak lambaları,
Ayışığı çok yetersiz.
Ne kadar saçma o kadar anlamsız,
Ne kadar anlamsız O kadar değerli.
Boş gibi ama yeri,hiç yokmuş gibi
En iyisi bir nefes
Geçerken içimdeki derin heves...
Continue Reading
Yürüyordum
kalabalıkların içinde duran bir ben vardı sanki
içinden çıkamayacağım bir ben
şimdi zaman ben ötesinde
bir yerin içine hapsolmuştu
kimin içine girdiğin zaman geçen bir insan olduğumu anladığım şimdi
yürüdüğüm bu kalabalıkların insanıyım
küfrettiğimde var olan
insanların çokluğu
gibi
kalabalıkların içinde duran bir ben vardı sanki
içinden çıkamayacağım bir ben
şimdi zaman ben ötesinde
bir yerin içine hapsolmuştu
kimin içine girdiğin zaman geçen bir insan olduğumu anladığım şimdi
yürüdüğüm bu kalabalıkların insanıyım
küfrettiğimde var olan
insanların çokluğu
gibi
Continue Reading
Aksi olur bu havanın insanı
Belki de gördüğüm son şarkı
Ağzımda ıslanmayan baklalar
Bi sus gelse bana
Durmalar gelse
Beklemeler gelse
Sakinlik gelse
Gelecek gelse
Boğazda düğüm olmak
El de nasır olmak
Dil de yalan olmak
Varken yok olmak
Ne zor iş olmak
Kırmızı bızım neyimize
Siyahlar içinde emeğimize
Yanmak şimdi ne garip
Gri bile edemediklerimize
Kabus uyanıkken görülür
Yürüyoruz bitecek
Dün gibi olur gelecek
Gözlerini ovuştur uyan
Suskunluk bazen koca yalan
Ne diyodum
Ne zor işti olmak
Olmazların da olacak
Yaşayamadıklarını sayma
Yaşama camdan bakma
Neden sever insan yazı
Ben özlüyorum ayazı
Seviyorum pislenmiş beyazı
"Kafiye olsun diye değil"
Taziye olsun diye..
"Göz yaşlarımızı bitti mi sandın"
:) inci değildiler ama hızla döküldüler....
Continue Reading
Acısı sevgisiyle yanyana duracak hep
Onu ben büyüttüm içimde,aylar boyu besledim sevgimle,umudumla, sevincimle
Tekmelerini,bana burdayım diyerek kendini belli etmeye çalışmalarını hatırlıyorum,
Uzun süren sessizliğinden,sakinliğinden
korkardım durgunluğundan hareketsizliğinden
Ona kavuşmama bu kadar az kalmışken
Zamansız başlayan sancılar....
Bakamadım bile yüzüne,hayat gömerken onu derinlere.Ellerimle kazmak istiyorum toprağı ulaşmak için ona , tırnaklarım sızlasın..
Ağaç var mezarının başında,yeşil koca bir çınar,ona sırtımı dayıyorum,ağlıyorum.Aynı toprağın suyundan içiyorlar onunla,kokusu var üzerinde,kokusunu bilmiyorum ,tam da böyle olmalıydı,içime çekiyorum..
Ben de ölsem,onun yanına gömseler beni de,ben de öyle koksam,onun gibi,çınar gibi..
En büyük acı,acının olduğu "o"andır diye düşünürdüm eskiden,"şimdi en çoktu,giderek azalacak" diye söz verirdim kendime,
"o" an bu zamanlara,mekanlara ait olmadığı için bu defa olmadı,sözüm işe yaramadı,
(Ey acı,bilmiyorum senin takvimini,lütfen anını ömrüme eşitleme)
Ağaç üşüyor,ellerim sıcak.
Ayaklarım toprağında,değiyorum sana bir yerden,orada olduğunu biliyorum kazmak ulaşmak bir daha görmek istiyorum yüzünü ama korkuyorum ya yoksan ya hiç olmamışsan...
En iyisi hiçbir şey yapmadan öylece,usulca başında durmak, elimi yüzümü sürüp,göz yaşlarımla sulamak
Ayaklarım toprağında,değiyorum sana bir yerden,orada olduğunu biliyorum kazmak ulaşmak bir daha görmek istiyorum yüzünü ama korkuyorum ya yoksan ya hiç olmamışsan...
En iyisi hiçbir şey yapmadan öylece,usulca başında durmak, elimi yüzümü sürüp,göz yaşlarımla sulamak
Hep yağmur yağsın istiyorum,güneş hiç doğmasın..Daha kolay karışıyoruz birbirimize yağmurla;ben,ağaç,toprak ve ...
Beni burada yalnız bırakın,kendi acınızla kendi boz duvarlarınıza ağlayın,
Benimle ağlamasın kimse, paylaşmak istemiyorum,kıskanıyorum ..
"en büyük acı benim,en çok benim acıyor"
Continue Reading
-Anne! bu gece uçan,pembe bir ata bindiğimi düşününerek uyuyacağım
-Banada öğret bunu..
Continue Reading
Ah sana çok kızgınım şimdi,bana söylemiş olman lazımdı bu kadar lafının içinde, hiç hatırlamıyorum;
Dudak büktüğümde her istediğimi yapanın en azından yapabileceğine dair umut verenin sadece sen olduğunu...
Aslında o kadar da güzel olmadığımı sadece senin öyle gördüğünü,
İnsanların beni sevmeyebileceklerini..
İnsanların aslında hep daima,herzaman,sürekli,mütamadiyen kendini düşündüklerini...
Aslında insanın yalnız olduğunu,cisimlere tutkunluğunun bu yüzden olduğunuü..
Saksılardaki çiçeklerin,sokaklardaki kedilerin,uçan yada uçamayan kuşların, balıkların; yeryüzündeki tüm canlıların ve hatta diğer tüm insanların da insan için olduğunu..
Haydi, atla korkma derken bana, keşke bir keresinde tutmasaydında her düşüşümde tutulmayabileceğimide öğrenseydim..
Bahçemdeki domateslerin gerçek olmadığını da hala söylemedin bana,ben hala arada sırada suluyorum onları ..
Baksana baba kış geçti...insanlara bak...hayata bak...
Kırmızı başlıklı kızı kurt yemiş,Pamuk perensesi üvey annesi öldürmeye çalısıyor,Külkedisi aç bilaç ateş başında uyukluyor,Hansel'le Gratel'i babaları terk etti,Deniz kızı aşkı için ölüyor masallar bile senden dürüstmüş bak hayatı, nasıl da anlatmışlar parlak kelimelerin içinde...
Biraz da kötülük öğretmeli insan değil mi? Kin nasıl tutlur? Nasıl güzel nefret edilir?Nasıl acımadan acıtılır? Nasıl intikam alınır?Nasıl küs kalınır?Herkese ağlanmazki baba..
Çocuk olmak çok sıkıcı artık büyümek istiyorum...
Continue Reading
Kar gibi beyaz..Kar gibi yumuşak...Kar gibi saf...Kar gibi çok...Kar gibi özlenesi..Kar gibi izlenesi...Kar gibi beklenesi...
Her yer bembeyaz olsa,yollar kapansa,çocuklar okula gidemese,aşıklar evlerinde özgür kalsa..Bütün çirkinlikler kapansa,güzellikler tamamlansa...
Kar istiyor bu kulun lütfen duy Tanrım...
Continue Reading
Aslında hepside iyi planlanmış güzel senaryolu önemli filmler ama içlerinde son izlediğim The Notebook'tan sonra fark ettimki yaşlı adamın/kadının titrek sesiyle bana bütün filmi anlatması sinirlerimi bozuyor.
Lütfen bırakın hikayeyi film anlatsın anlatamadığı da hayal gücümüze kalsın..
Continue Reading
Vikipedi
TDK
1 . Oyuk, çukur, kapanmamış yer.
2 . Boş olan yer
3 . Kesinti, kopukluk.
4 . Boş geçen süre:
5 . Eksiklik, yoksunluk duygusu.
6 . mecaz Boş olma durumu:
EVO
Continue Reading
Kafanın içine oturan sis bulutu,camdan gelen ışığa karşı koyamayan sineğin vızıltısı,yere düşmüş çamura bulanmıs yarısı kurumuş sıradan bir yaprak,ağzının tadının bayat çay gibi olması,deterjandan tahriş olmuş tırnak kenarını acıtarak sürekli oynama isteği,rutin alışkanlık sonucu yapılan ama içilemeyen dolu kahve bardakları,aynada ki sevimsiz kusur arayan acımasız bön bakışlar..
Başkalarına göre ifadesiz bir yüzle,yabancı bir yerde, yabancı insanların ve onların seslerinin içinde, usulca oturuyordu; ifadesizliğinin aslında üzüntü olduğunu sevdiği kadını görünce gülen gözleriyle anladılar,belki de sadece ben anladım... Continue Reading
Yegane çocukluk mirasım, ilk sayfasında kargacık burgacık çok bastırılmış kurşun kalemle kendi adım ve o dönem en iyi arkadaşımın adı yazıyor, babamla İstanbul'da eski kitapçıları gezerken kendim seçip almıştım bu kitabı ve Bursa'ya dönerken yolda okumaya başlamıştım, bir aile dostumuzun evinde unutmuşum. Onbeş sene sonra tekrar bana ulaştı, sevindim ve sevdim çocukluğumu yeniden....
"Küçük James Henry Trotter,4 yaşındaydı.Dört yaşına kadar da mutlu bir çocuk sayılırdı doğrusu.Anası babasıyla,deniz kenarında güzel bir evde oturur,akşamlara kadar kumsalda,arkadaşlarıyla koşar oynardı,Uzun sözün kısası,bütün küçük çocukların can attığı güzel bir hayatı vardı.Derken bir gün James'in annesiyle babası alışveriş etmek için Londra'ya gittiler.Ve ne olduysa işte orada oldu,hayvanat bahçesinden nasılsa kaçmayı başarmış kötü yüreki kocaman bir gergedan güpegündüz hem de sokak ortasında James'in annesiyle babasını parçaladığı gibi yiyip yuttu."
Etiketler
Alıntı
Aklıma Geldi
şiir
Bu Fotoğrafı Ben Çektim
eVo
Müzik
Soğuk
Edip Cansever
Kitap
insan
Baudelaire
Nazım Hikmet Ran
Sinema
Ah Muhsin Ünlü
Birhan Keskin
Can Yücel
Cemal Süreya
Gilbert Garcin
Mevlana
Sylvia Plath
Turgut Uyar
Alain de Botton
Amy Winehouse
August Sander
Aziz Nesin
Bob Dylan
Bülent Ortaçgil
Cahit Zarifoğlu
Edouard Boubat
Elif Şafak
Frida Kahlo
Gustave Flaubert
Had gadia
Hôtel du Nord
Hüthüt
MFÖ
Mesnevi
Mohsen Namjoo
Murathan Mungan
Mükerem Kemertaş
Pablo Neruda
Paul Weller
Peter Gabriel
Piazzolla
Pyotr Lovygin
Roald Dahl
Ryuco Utsumi
Samuel Beckett
Selvi Boylum Al Yazmalım
Sezen Aksu
Vincit Omnia Veritas
Willy Ronis
Yahya Kemal Beyatlı
You do something to me
they live by night
İbrahim Sadri
İsmet Özel
İzmir
Şehir
Şehrin Aynaları














